1950 yılında başlayan Demokrat Parti iktidarına kadar dengeli ve borçsuz olarak yürütülmeye çalışılan kalkınma hamleleri, Menderes’in Başbakanlığı ile birlikte adeta bir soygun ve yağma dönemine dönüştü.

Osmanlı’nın Anadolu’ya bıraktığı cehalet ve yoksulluk mirası Türkiye’yi bir kurt gibi için için kemiriyor. 1950 yılında başlayan Demokrat Parti iktidarına kadar dengeli ve borçsuz olarak yürütülmeye çalışılan kalkınma hamleleri, Menderes’in Başbakanlığı ile birlikte adeta bir soygun ve yağma dönemine dönüştü. Oyun aynı oyun. Sadece aktörler değişiyor. Aynı oyunun oynandığı fark edilmesin diye de,sahne ve kostümlerle göz boyanıyor. Etkili bir bağımsız değişken olarak da dini değerler serpiştiriliyor.

Altmış yedi yıldır devam eden bu soygun düzeni gelirdağılımındaki adaletsizliği ile kabul edilemez bir hal aldı. Kendisi borçbatağı içinde yüzen hazine, vatandaşını da aynı havuzun içinde boğmayaçalışıyor. Rüşvet ve yolsuzluk atbaşı gidiyor.

Büyük kentlerin varoşlarında yaşayanların eskiden işleri ve sendikaları vardı. Şimdi ise, tarikatları, cemaatleri ve vakıfları var. Toplumun yaşamına dağıtılan kin ve intikam tohumları yeşerdi. Kindar ve dinci bir gençlik yetiştiriliyor. “Kim daha dinci” yarışı hızla devam ediyor. Önümüzdeki ayların gündemi şimdiden belli oldu:  Referandumda kabul edilen Anayasa değişiklikleri övgü ile anlatılacak, uyum yasaları bir an önce çıkarılarak, 2019 beklemeden seçime gitmenin yolları aranacak.

Türkiye’deki teşvik sistemi de rant düzeninin bir parçası. Bugüne kadar uygulanan teşvik sistemlerinin sonuçları ölçülmeden,artıları ve eksileri belirlenmeden yeni bir teşvik sisteminden ekonomiye fayda beklemek aldatmacadan başka bir şey değildir.

Her seçimden önce yeni teşvik sistemi açıklandığında “ekonomi uçacak, ekonomi patlama yapacak” demeçlerinden geçilmez.Halbuki gerçek anlamda yapılan şudur:  Önce kaynak aktarılacak kanallar belirlenmekte, daha sonra da paylaşım yapılmaktadır. İthalata olağanüstü paralar ödüyoruz diyerek ithal ikamesi ile yola çıkanların kalite, marka ve verimlilik faktörlerinden haberleri yok anlaşılan. Arsa, ucuz kredi, vergi,enerji ve istihdam desteği sağlanarak kaynakların paylaştırılması sonucunda muhtemelen şu şekildeki bir tabloyla karşılaşacağız: Kaynakların çoğu daha karlı yerlere aktarılacak, yerinde kullanılanların büyük bir çoğunluğu başarısız olacak, başarılı olanlar ise uluslararası markalara satılacaktır.

Teşvik uygulamaları hiçbir şekilde denetlenmediği ve sonuçları ölçülmediği için olan yine gariban halka olacak, bir şekilde fatura onlara ödettirilecektir. Kullanılacak yöntem de bellidir. Hazinenin borçlanması yetmezse, dolaylı vergiler yoluyla halkın sırtına bindirilecektir.

Başarılıbir ekonomik sistemin oluşturulması için “Araştırma-Geliştirme” bütçesinin büyüklüğü ve yapısı çok önemlidir. AR-GE ise doğrudan eğitimin kalitesi ileilgilidir. Son açıklanan Yükseköğrenime Geçiş Sınavında (YGS)  38.483 adayın sıfır çektiği açıklandı. Bu bir utanç tablosudur. "Bu çocuklar hangi liselerden mezun olmuşlardır? Diplomalarını nasıl almışlardır? Hangi gerekçelerle eğitimde geri kalmışlardır?" sorularının yanıtı merak edilmektedir.

Bazı Avrupa başkentlerinde Başbakan’ın Cumhurbaşkanı ile görüşmeye bisikletiyle gidip geldiğini öğrenince aklıma bizim Başbakan geldi. Bizimki, Cumhurbaşkanı ile görüşmeye bir koruma ordusuyla gidiyor. Neredeyse, uçaklar ve tanklar da eşlik edecek. Cumhurbaşkanı’nı ise hiç yazmıyorum. Unutulmaması gerekir ki, halkı, korku ve baskı hukukuyla yönetmeye çalışanlar korku içinde yaşamaya mahkumlardır.  

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)



Facebook Yorumları



Disqus Yorumları