Teknenin yüksek süratten dolayı kıçı sulara gömülmüş,harmanlayarak beyaz köpükler saçıyor.Baş hayli kalkmış beyaz kuğu gibi şahlanarak tam yol ileri,atakta.

Kıç gönderindeki bayrak pek seçilemiyor.

 ( JEO POLİTÜRK ) Belli ki bütün sistemler çalışıyor; güverte, makine, silah ve personel her şartta her şeye hazır. Bembeyaz teknenin göze çarpan özelliği başomuzluğu doğru bakıldığında geniş kırmızı bir şerit baştan kıça doğru – güverteden su kesimine kadar yatay vaziyette uzanıyor. Sahil Güvenlik botunun genel görüntüsü, gazetelere, televizyon ekranlarına yansıyan, görülebilen özellikleri böyle.

Göz kararı ile bu Türk Sahil Güvenlik botunun 300 – 400 metre (350 – 450 yarda) sancak bordasında aynı hızla diğer bir tekne telaş içinde seyrediyor, ama o da kararlı, dalaşıyor, itişiyor, hafif dalgalı Ege’nin bu Anadolu sahillerinde adeta; “Ben sana bu sularda hayat hakkı tanımıyorum.” dercesine kafa tutuyor. Onun mu, Onun da kıç gönderinde Helen – Yunan bayrağı dalgalanıyor.

29 Ocak ve 31 Ocak 2017 tarihlerinde Bodrum – Gümüşlük’ün 3.8 deniz mili (7 km.) açıklarında küçük ıssız iki adanın çevresi normalin çok üzerinde gergin saatler yaşadı ve bu bize anlattığı şeylerle(yukarıda yazı ile anlatılan) resme yansıdı.

Gelişmeler basında ve görsel medyada yer aldıktan sonra dikkatimi çeken sert demeçlerden biri Yunan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos’tan geldi. “ …Yapılan ciddi ihlaldir, sadece Yunan karasuları değil Avrupa’nın sınırları da, Lozan Antlaşması da ihlal edilmiştir …” dedi. Atina basınına Türk aleyhtarı malzeme oluşturdu. Elefteros Tipos; “ Ege de tahrik tiyatrosu.” Dimokratia; “Düşman kapının eşiğinde.” Ethnos; “ Türk komutanlar Kardak’ta… Türkler işi nereye götürüyor…” manşetleri ile üzerlerine düşeni yaptılar.

Hangi destek, hangi ihlal Sayın Pavlopulos! Abdullah Öcalan 1999 başlarında Suriye’yi terk etmek zorunda kaldıktan sonra en büyük desteği sizden gördü, 15 Şubat 1999’da Afrika’nın ortalarında Nairobi’de (Kenya’da ) Yunan Büyükelçiliğinde Güney Kıbrıs Rum pasaportu ile yakalandığında siz nerede idiniz? T.C. aleyhine çalışan üst düzey terör örgütü mensuplarına sahte kimlik, pasaport, kamp yeri, lojistik destek ve barınma imkanı sağlamak, komşuya yakışır mı? “Komşuya bir kurşun daha sıktırmak” prensibi üzerinden hareket ediyorsunuz, söylediğiniz dostluk böyle mi izah edilir?

Eğer 25 Aralık 1995’te M/S Figen Akat (Summer DWT 2 830 tons.) adlı Türk bandıralı dökme yük gemisi Bodrum – Gümüşlük sahillerindeki ıssız Kardak kayalıklarına oturmasa idi belki de yıllarca önce bitmiş, kısmen kapanmış, ama ucu hep açık böyle bir ne Ege, ne de Ege’deki adalar, adacıklar meselesi olacaktı.

EGE BİR YUNAN DENİZİDİR

Batı sahillerimizi donatan, güzelleştiren, dünyanın en güzel 4 mevsiminin yaşandığı Ege ve Ege adaları bizim için haritada görülen ama bizden uzak hatalar zinciri ile kaybettiğimiz cennetin yeryüzündeki yansımalarıdır.

Konuya hakim, derinliğine bilgi sahibi eski denizaltı filo komutanı Emekli Amiral Çetinkaya Apatay, “ Ege’de Olup Bitenler” adlı eserinde şöyle diyor: “…Ege de önce Osmanlı Devleti, sonrada Türkiye Cumhuriyeti kaybedebileceği her şeyi kaybetmiştir…Onların Ege’deki kara parçalarının dışında deniz ve hava sahaları üzerinde de iddiaları tamdı…Karasularını 12 deniz miline çıkarmaları durumunda Türkiye‘nin Ege Denizi’nde bir Orta Afrika, Asya veya Orta Avrupa ülkesinden farkı kalmayacaktır….” diyor , tecrübeli amiral. Konuyu bilen, anlayan kişilerin yukarıdaki yoruma bir itirazı olamaz. Çünkü teşhis doğru!

Önünüze geniş mikyaslı bir Ege haritası koyun ve bakın, dün T.C. nin Anadolu sahilleri dışında Ege de bir hakkı, hukuku kalmamıştı, bugün geçmişten kalan o izler de silindi. Yoksa ana muhalefet partisi sözcüsü, TSK üst düzey komutanların Kardak çevresinde şöyle bir görünmesini nasıl değerlendirirse değerlendirsin, o zaten bizim konumuz değil.

Yunanlı elinden gelse Ege de Anadolu sahillerinde bize ait çakıl taşlarına bile sahip çıkacak. Balkan Harbi’nde Çanakkale Boğazı Yunan Donanması tarafından kapatıldı. Kahraman komutan H.Rauf Orbay Hamidiye Kruvazörü ile önce Ege ve sonra Akdeniz’e çıktı. Harekat o günlerin zor şartlarında 7 ay 24 gün sürdü. Hamidiye kahramanı destanlar yazdı. Bugün ise Ege’de karasularının 12 mile çıkması, bizim denizlerde daha dışarı adım atamadan Çanakkale de boğazımızın sıkılması demektir.

ADADA EN BÜYÜK ENGEL MEHMETÇİĞİN VARLIĞI

Türkiye 2017’ye yeni anayasa referandumu ve başkanlık tartışmaları, Suriye krizi ve Fırat Kalkanı Harekatı’nın gölgesinde girdi. Ancak Batı komşumuzla sürüp giden sürtüşme, görünen tarafı ile dişe diş mücadele bazı arazlarla birlikte tekrar su üstüne çıktı, şöyle ki:

I – 15 Temmuz 2016 darbesinin kaçak, ihtilalci 8 sığınmacı askeri antlaşmalara rağmen geri verilmedi. Görünen o ki verilmeyecek de.

II – Kıbrıs’ta 42 senedir lehimize bir arpa boyu yol kat edilmedi. Uzun vadede de adanın ilhakındaki ana engel, Rumları korkutan güç Kıbrıs’a konuşlanmış 30 000 Mehmetçik. Bi – şekilde AB baskısına rağmen onun parça parça da olsa Ada dan çekilmesini kabul etmememiz.

III – Evet, Türkiye Ege de ve Ege adaları üzerinde kaybedeceği her şeyi kaybetmişti, ama işi azıtan komşumuz Anadolu sahillerinde bile baskı kurmaya çalışıyor. Sancak (veya iskele) bordamızda hep bir askeri Yunan teknesi / savaş gemisi göreceğiz. Buna artık alışmalı mıyız?

IV – Yıllardır Ege Denizi’nin her tarafında, özellikle Orta Ege de Türk – Yunan Hava Kuvvetleri arasında bir it dalaşı devam ediyor ve de edecek... Ancak şimdi bir de denizde “Askeri bot dalaşı” başladı. Kardak krizinin ilk yaşandığı yıllarda “Bay – 28” Atina’da deniz ataşesi idi. Mutlaka bir yorumu olmalı. Bugün ise 4 senedir 30 Ağustos 2013’ten beri Ankara da Barbaros’un koltuğunda oturuyor ve tam yetkili. Ocak 1996’da kriz çıktığında yerini dolduran saygın bir komutan vardı, rahmetli Güven Erkaya, O günün şartlarında yumuşama ve çıkış arayışlarında hep etkili oldu. Kendisi ile çalıştım, bilirim. Bir ara: “ Hakkında bir ön yargı var, seni tanıyınca gördüm ki bu haksızlık, ama bundan sonra olmayacak” demişti rahmetli TCG Kocatepe kahramanı.

***

Geçen yıl krizin 20’inci yılında Atina’da bazı çevreler nerede ise ağıtlar yaktılar. Bu yılda aynı kışkırtma Türk askeri üst düzey yetkililerin denizde yaptığı kısa Kardak ziyaretinin hemen ardından 2 gün sonra (01 Şubat 2017) tahrikle, alevlenerek geldi. Savunma Bakanı Panos Kammenos 21 yıl önce Kardak bölgesinde düşen Yunan helikopterindeki 3 Yunan subayının anısına Kardak’a geldi, çelenk attı, şov yaptı. Özünde bizi suçluyordu. İstiyor ki unutulmasın, gerektiğinde o bölgeyi kaşısın, o bölge hep problemli kalsın.

Aynı teraneyi aynı bakan tekrar etti. Helikopterden çelenk attı, Yunan medyasına kendi partisinin propagandasını yaptı, didikledi, deşti, adeta kanatmak istedi. Hır çıkarmaya ne kadar da meraklı bir Helen. Çünkü Yunan menfaatleri öyle gerektiriyor.

Sadece Anadolu sahillerinde varız. Sancak bordada Kardak – Yunan botu, iskelede Anadolu sahilleri, Ege’nin diğer kısımlarında Orta, Güney ve Kuzey Ege de ise zaten yıllardır yokuz. Tarih bu, geçmişte ve günümüzde hata yapanları affetmeyecek, çünkü ağır bir vebal var! Özetle Türk menfaatleri korunamıyor.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)



Facebook Yorumları



Disqus Yorumları